ISSN 0304-596X | E-ISSN: 2148-7669
ACTA ONCOLOGICA TURCICA - Acta Oncol Tur.: 54 (3)
Cilt: 54  Sayı: 3 - 2021
ARAŞTIRMA
1.
Herediter Meme-Over Kanseri ve BRCA1/ BRCA2 Varyantları: Tek Merkez Deneyimi
Hereditary Breast-Ovarian Cancer and BRCA1 / BRCA2 Variants: A Single Center Experience
Alper Gezdirici, Ezgi Gökpınar İli, Banu Değirmenci, Aydeniz Aydın Gümüş, Gizem Özdemir, Nihan Alişya Erman, Cüneyd Yavaş
doi: 10.5505/aot.2021.25348  Sayfalar 264 - 272
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada kliniğimize herediter meme-over kanseri ve/veya aile öyküsü nedeniyle başvuran hastalardaki BRCA1 ve BRCA2 varyantlarının sıklığının tespiti ve literatür eşliğinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızdaki tüm hastalar güncel NCCN rehberi test kriterleri doğrultusunda seçilerek dahil edilmiştir. Hastalarımızda BRCA1 ve BRCA2 genlerinin kodlayıcı bölgelerini dizilemek için Ion Torrent™ Oncomine™ BRCA Research Assay kullanılmıştır. Ayrıca kopya sayısı değişiklikleri tespit edilen tüm hastalar SALSA® MLPA® Probemix P002 BRCA1 ve Probemix P090 BRCA2 (MRC Holland) ile konfirme edildi.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen toplam 149 hastanın 39’unda varyantlar (patojenik, muhtemel patojenik, klinik önemi belirsiz varyantlar ve kopya sayısı değişiklikleri) tespit edilmiştir. 2 hastamızda (1’i BRCA1 geninde, 1’i BRCA2 geninde) daha önce literatürde tanımlanmamış yeni varyantlar tespit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda BRCA1 ve BRCA2 varyantlarının görülme sıklığı %26,1 olarak belirlendi. Bu oran Türkiye'de yapılan önceki çalışmalara göre daha yüksek bulundu. Türk toplumundaki sık varyantların ve özellikle klinik önemi belirsiz varyantların patojenitesinin daha net değerlendirilebilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: In this study, it was aimed to determine the frequency of BRCA1 and BRCA2 variants in patients admitted to our clinic with hereditary breast-ovarian cancer and / or family history and to evaluate them in the light of the literature.
METHODS: All patients in our study were selected according to the current NCCN guideline test criteria. The Ion Torrent ™ Oncomine ™ BRCA Research Assay was used to sequence the coding regions of the BRCA1 and BRCA2 genes in our patients. In addition, all patients with copy number changes were confirmed with SALSA® MLPA® Probemix P002 BRCA1 and Probemix P090 BRCA2 (MRC Holland).
RESULTS: Variants (pathogenic, likely pathogenic, variants of uncertain clinical significance, and copy number variations) were detected in 39 of the 149 patients included in the study. Novel variants that were not previously described in the literature were detected in 2 patients, one of the BRCA1 and one of the BRCA2 gene, respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, the incidence of BRCA1 and BRCA2 variants was found to be 26.1%. This rate was higher than previous studies conducted in Turkey. Further studies are needed to identify common variants in the Turkish pıopulation and to evaluate the patogenity of variants of uncertain clinical significance.

2.
Moleküler Karakterizasyonla Tespit Edilen Germline ve Somatik RET Mutasyonlarının Kanserdeki Önemi ve Çeşitliliği
Molecular Characterization Reveals the Importance and Diversity of Germline and Somatic RET Mutations in Cancer
Ibrahim Şahin, Haktan Bağış Erdem
doi: 10.5505/aot.2021.25932  Sayfalar 273 - 280
GİRİŞ ve AMAÇ: Pek çok kişi kanser nedeniyle ölmekte. Hem doktorlar hem de araştırmacılar, doğru hastalık, teşhis ve prognoz takibinin yanı sıra direnç tahmini sunmak için çok çalışıyorlar.
YÖNTEM ve GEREÇLER: RET germline ve somatik mutasyonların önemini, spektrumunu ve farkını incelemek için 25 hastaya likit biyopsi ve ailesel kanser paneli uygulandı. Hastaların çoğu ileri dirençli kanser ve / veya kalıtsal kanser (MEN2) tanısıyla kliniği ziyaret etti. Toplam iki grup oluşturuldu: birinci grup germline (n = 7,% 28) ve ikincisi somatik (n = 18,% 72). Somatik için, Tier I-II-III varyantları ve germline için patojenik, muhtemelen patojenik ve VUS varyantları çalışmaya dahil edilmiştir.
BULGULAR: Ortalama yaş 54.64 idi. Kadın katılımcılar (n = 14,% 56) erkeklerden (n = 11,% 44) önemli ölçüde daha fazla idi. Germline grubunda en yaygın mutasyon "RET: c.2410G>A" idi. Somatik grupta, dokuz mutasyon nonsense veya çerçeve kaymasıydı ve en yaygın mutasyonlar "RET: c.2324delinsGAC" ve "RET: c.1784A>G" idi. Nonsense veya çerçeve kayması RET varyantları, somatik grupta daha yüksek bir insidans gösterdi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bildiğimiz kadarıyla bu, germline ve somatik varyantlar arasındaki genetik değişkenlik bağlamında RET mutasyonlarına odaklanan ilk araştırmadır. Mevcut çalışmanın sonuçları, solid tümörlü hastaların, özellikle meme kanserinin, klinik özellikleri ve prognozu değerlendirmek için RET sekansına tabi tutulması gerektiğini göstermektedir. RET geninin yapısı ve işlevleri hakkındaki keşifler, kanser hastaları için klinik olarak daha uygun tedavi yaklaşımlarına yol açacak ve bireysel risk tahmini, tedavisi ve prognozunun iyileştirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.
INTRODUCTION: Many individuals die due to cancer, and both doctors and researchers work hard to offer accurate illness, diagnostic, and prognosis monitoring, as well as resistance prediction.
METHODS: A liquid biopsy and hereditary cancer panels were performed on 25 patients to examine the importance, spectrum, and diversity of RET germline and somatic mutations. Most of the patients visited the clinic with the diagnosis of advanced resistant cancers or hereditary cancer (MEN2). Two groups were formed: the first group was germline (n = 7, 28%), and the second was somatic (n = 18, 72%). For somatic, Tier I-II-III variants; for germline, pathogenic, likely pathogenic, and VUS variants have been included in the study.
RESULTS: The mean age was 54.64. There were significantly more female participants (n = 14, 56%) than males (n = 11, 44%). In the germline group, the most common mutation was ‘RET: c.2410G>A’. Nine mutations were nonsense or frameshift in the somatic group, and the most common mutations were ‘RET: c.2324delinsGAC’ and ‘RET: c.1784A>G’. Nonsense or frameshift RET variants showed a higher incidence in the somatic group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: To the best of our knowledge, this is the first research to concentrate on RET mutations in the context of genetic variability between germline and somatic variants. The current study’s results indicate that patients with solid tumors, particularly breast cancer, should undergo RET sequencing to evaluate clinical features and prognosis. Discoveries about the structure and functions of RET gene will lead to more clinically relevant treatment approaches for cancer patients and will play an essential role in improving individual risk prediction, treatment, and prognosis.

3.
Metastatik Küçük Hücre Dişi Akciğer Kanseri Hastalarinin İkinci veya İleri Sıra Tedavisinde İmmünoterapinin Gerçek Yaşam Analizi
Real-life Analysis of Immunotherapy as the Second or Later Lines Treatment in Patients with Metastatic Non-small Cell Lung Cancer
Sabin Göktaş Aydın, Özgür Açıkgöz, Yasin Kutlu, Ahmet Bilici, Jamshid Hamdard, Ömer Fatih Ölmez, Özcan Yıldız
doi: 10.5505/aot.2021.26576  Sayfalar 281 - 290
GİRİŞ ve AMAÇ: Atezolizumab ve nivolumab, driver mutasyon yokluğunda, küçük hücre dışı akciğer kanserinin (KHDAK) ikinci ve sonraki basamak tedavisinde PDL durumundan bağımsız olarak kullanılabilen iyi bir seçenektir. Burada, metastatik KHDAK’li hastalarda ikinci ve sonraki sıra tedavide immünoterapinin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmeyi tek Merkez deneyimi olarak amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, ikinci veya sonraki sıralarda atezolizumab veya nivolumab alan toplam 37 metastatik KHDAK hastası dahil edildi. Hastaların klinikopatolojik özellikleri ve sağkalım sonuçları analiz edildi. Güvenlik profili ve sağkalımı öngörebilecek faktörler değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların 29'u (% 78.4) erkek, 8'i (% 21.6) kadın, ortanca yaş 61 (aralık: 42-80) idi. Bu hastaların 22'sinde (% 59.5) atezolizumab, 15'inde (% 40.5) nivolumab tercih edilmişdi. Objektif yanıt oranı % 35.1 idi. Medyan 22.5 aylık takipte, medyan progresyonsuz sağkalım 4.7 (PSK) ay iken, medyan genel sağkalım (OS) 24.1 ay olarak bulundu. PFS için tek değişkenli analizde, cinsiyet (p=0.03), yaş (p=0.005), beyin metastazı varlığı (p=0.02), PDL durumu>% 1 (p=0.035), ECOG PS (p=0.04) ve ilk sıra tedaviye iyi yanıt varlığı (p=0.015) anlamlı prognostik göstergeler olarak bulundu. OS için ise, beyin metastazı varlığı (p=0.03), PDL durumu>% 1 (p=0.027), ilk sıra tedaviye iyi yanıt varlığı (p=0.022) ve atezolizumab tercihi (p=0.018) prognostik faktörler olarak bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gerçek hayat analizimiz, atezolizumab ve nivolumabın, metastatik KHDAK hastalarının ikinci ve sonraki basamak tedavilerinde iyi güvenlik profili ile sağkalımı iyileştirdiğini gösterdi.
INTRODUCTION: Immunotherapy agents such as atezolizumab and nivolumab are appropriate option for non-small cell lung cancer (NSCLC) accounts in the absence of driver mutation, regardless of PD -L1 expression in second and later line setting. Herein we aimed to evaluate the efficacy and safety of immunotherapy for the second and later line settings in metastatic NSCLC patients as a single center experience.
METHODS: Totally, 37 patients with metastatic NSCLC who received atezolizumab or nivolumab in the second or later lines were included. Clinicopathological features of patients and survival outcomes were analyzed. The safety profile and the factors that may predict survival were also evaluated.
RESULTS: Twenty-nine (78.4%) of patients were men and 8 of patients (21.6%) were woman with median age of 61 years (range: 42-80). Atezolizumab was preferred in 22 (59.5%) of these patients and nivolumab in 15 (40.5%) of them. Objective response rate was %35.1. At a median follow up 22.5 months, median progression-free survival (PFS) was 4.7 months, median overall survival (OS) was 24.1 months. Univariate analysis for PFS revealed that gender (p=0.03), age (p=0.005), the presence of brain metastasis (p=0.02), PDL status >%1 (p=0.035), ECOG PS (p=0.04) and the good response to frontline treatment (p=0.015) were found to be significant prognostic indicators. It also showed that the presence of brain metastasis (p=0.03), PDL status >%1 (p=0.027), good response to frontline treatment (p=0.022) and atezolizumab preference (p=0.018) were prognostic factors for OS.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our real-life analysis indicated that atezolizumab and nivolumab improved survivals with good safety profile in second and later lines treatment of metastatic NSCLC patients.

4.
Lenfomada Otolog Kök Hücre Transplantasyonu için BEAM ve BuCyE Hazırlama Rejimlerinin Karşılaştırması: Tek Merkez Deneyimi
A Comparison of the BEAM and BuCyE Conditioning Regimens for Autologous Stem Cell Transplantation in Lymphoma: A Single-Center Experience
Hikmettullah Batgi, Semih Başcı, Samet Yaman, Bahar Uncu Ulu, Tuğçe Nur Yiğenoğlu, Mehmet Sinan Dal, Merih Kızıl Çakar, Fevzi Altuntaş
doi: 10.5505/aot.2021.81084  Sayfalar 291 - 297
GİRİŞ ve AMAÇ: Otolog kök hücre transplantasyonu (OKHN) ile birlikte uygulanan yüksek doz kemoterapi, relaps/refrakter Hodgkin lenfoma (HL) veya Hodgkin dışı lenfoma (NHL) olan hastalarda yaygın olarak kullanılan bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmanın amacı, OKHN planlanan relaps/refrakter lenfomalı hastalarda BuCyE (busulfan, siklofosfamid ve etoposit) ve BEAM (karmustin, etoposit, sitarabin ve melfalan) hazırlama rejimlerinin etkililiğini ve toksisitesini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Aralık 2018 ile Kasım 2019 arasında BEAM (n=12) ve BuCyE (n=12) hazırlık rejimleri ile OKHN yapılan nükseden veya dirençli HL (n=16) ve NHL (n=8) olan 24 hasta, Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Kemik İliği Nakli Ünitesi'nde incelendi. Gruplar hasta özellikleri, hematopoietik engraftman süresi, toksisite profilleri ve progresyonsuz sağkalım (PFS) açısından karşılaştırıldı.
BULGULAR: Gruplar arasında yaş, cinsiyet dağılımı, ecog, sorror skoru, tanı, OKHN öncesi evre (erken/geç), kemoterapi sayısı, OKHN öncesi yanıt ve OKHN öncesi radyoterapi açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p> 0.05). BuCyE ve BEAM gruplarının ortalama infüze edilen CD34+ hücre/kg sayısı, nötrofil ve trombosit engraftman durumları, hastanede kalış süreleri, eritrosit ihtiyacı ve trombosit transfüzyonu benzer bulundu (p> 0.05). BuCyE grubunda daha fazla hastada mukozit ve nötropenik ateş gelişti, ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p> 0.05). OKHN'den sonraki 13 aylık (1–21 ay) medyan takipte, medyan PFS'ye ulaşılamadı. Rejimler arasında PFS'de fark bulunmadı (p = 0.68).
TARTIŞMA ve SONUÇ: BuCyE'yi takiben OKHN, relaps/refrakter lenfoma hastalarında etkili bir hazırlık rejimidir. Bu rejim, karmustin içeren rejimlerin yerine geçebilecek önemli bir tedavi seçeneği olabilir. Bununla birlikte, ileriye dönük çalışmaların yokluğunda, düşük düzeyde kanıt nedeniyle bir hazırlama rejimi önermek zordur. Devam eden klinik araştırmalara katılmak önemlidir.
INTRODUCTION: High-dose chemotherapy applied together with autologous stem cell transplantation (ASCT) is a commonly used treatment modality in patients with relapsed/refractory Hodgkin’s lymphoma (HL) or non-Hodgkin’s lymphoma (NHL). The aim of this study was to investigate the efficacy and toxicity of BuCyE (busulfan, cyclophosphamide, and etoposide) and BEAM (carmustine, etoposide, cytarabine, and melphalan) conditioning regimens in patients with relapsed/refractory lymphoma scheduled for ASCT.
METHODS: Between December 2018 and November 2019, 24 patients with relapsed or refractory HL (n = 16) and NHL (n = 8) who underwent ASCT following BEAM (n=12) and BuCyE (n=12) preparative regimens were analyzed retrospectively at Bone Marrow Transplantation Unit of Abdurrahman Yurtaslan Ankara Oncology Training and Research. The groups were compared in terms of patient characteristics, hematopoietic engraftment time, toxicity profiles, and progression free survival (PFS).
RESULTS: No significant differences were detected between the groups with regard to age, gender distribution, ecog, sorror score, diagnosis, pre-ASCT stage (early/late), chemotherapy line, pre-ASCT response and pre-ASCT radiotherapy(p > 0.05). The median number of infused CD34+ cells/kg, neutrophil and platelet engraftment statuses, duration of hospitalization, need for erythrocyte and platelet transfusion of BuCyE and BEAM groups were found to be similar (p > 0.05). More patients in the BuCyE group developed mucositis and febrile neutropenia, but this difference was not statistically significant (p > 0.05). At a median follow-up of 13 months(1–21 months) after ASCT, the median PFS could not be reached. No difference was found in PFS between regimes(p = 0.68).
DISCUSSION AND CONCLUSION: BuCyE followed by ASCT is an effective conditioning regimen in relapsed/refractory lymphoma patients. This regimen may be an important treatment option as a substitute for carmustine containing regimens. However, in the absence of prospective trials, it is difficult to suggest a conditioning regimen due to the low level of evidence. It is important to participate in ongoing clinical trials.

5.
Başlangıç Nötrofil-Lenfosit Oranının Standart Eşzamanlı Kemoradyoterapi ile Tedavi Edilen Glioblastoma Multiforme Hastalarının Sonuçları Üzerine Etkisi
Impact of Baseline Neutrophil-to-Lymphocyte Ratio on Outcomes of GlioblastomaMultiforme Patients Treated with Standart Concurrent Chemoradiotherapy
Berna Akkuş Yıldırım, Ayse Kotek Sedef, Erkan Topkan, Ahmet Taner Sümbül
doi: 10.5505/aot.2021.81598  Sayfalar 298 - 307
GİRİŞ ve AMAÇ: Glioblastoma multiforme (GBM), yetişkinlerde en sık görülen ve en kötü prognoza sahip primer beyin tümörüdür. Daha önce sistemik inflamasyon belirteci olan nötrofil-lenfosit oranının (NLR), daha nadiren ele alınan GBM hastalarında da olmak üzere farklı kanser türlerinde hem güçlü prediktif hem de prognostik değere sahip olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı; tedavi öncesi NLR'nun cerrahi / biyopsi sonrası küratif kemoradyoterapi (KRT) alan GBM hastasının sağkalım sonuçları üzerindeki prognostik değerini ve NLR için belirli bir eşik değerin erişilebilirliğini değerlendirmekti
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, hastane temelli, retrospektif gözlemsel bir vaka serisi çalışmasıydı. Bu çalışma, kliniklerimizde Ocak 2007'den Aralık 2011'e kadar cerrahi / biyopsi ve ardından KRT uygulanan ön tedavi ve tedavi kayıtlarına sahip 144 GBM hastasını belirlemek için tasarlanmıştır. Hastaların yaş, semptom, laboratuvar sonuçları ve tedavi Modaliteleri kaydedildi
BULGULAR: Tüm popülasyon için medyan takip süresi 15.1 (1.8-49.9) aydı ve bu analiz sırasında 95 hasta (% 84.8) öldü. NLR cut-off değerleri curve analizi kullnaılarak sırasıyla Genel sağkalım (OS) için 4,3 (EAA: 78,4;% 95 CI: 64,8-92) ve yerel rekürrenssiz sağkalım (LRFS) için 4,1 (AUC: 72,7;% 95 CI: 61-84,1) olarak tanımlanmıştır. Düşük NLR, istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha uzun medyan OS (23.2'ye karşı 12.7 ay p = 0.001) ve LRFS (13.9vs 9.6 ay; p <0.001) ve çok değişkenli analiz (her biri için p <0,001).ile de her iki parametre için daha uzun medyan sağkalım sonuçları ile ilişkilendirildi..
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, tedavi öncesi düşük NRL değerleri, yüksek NLR ile başvuranlara göre önemli ölçüde daha uzun OS ve LRFS ile ilişkilidir. Bu bulgular, başlangıç NLR'si için ucuz, tekrarlanabilir ve rutin klinik uygulamada ölçümü kolay yeni, güçlü ve bağımsız bir prognostik değer önerilebilir
INTRODUCTION: Glioblastoma multiforme (GBM) is the most common and miserable prognosis primary brain tumor in adults. Previously neutrophil-to-lymphocyte ratio (NLR), a marker of systemic inflammation has been demonstrated to have both strong predictive and prognostic value in different cancer types, which has rarely been addressed in GBM patients.The aim of this retrospective cohort study was to evaluatethe prognostic value of pretreatment NLR on survival outcomes of GBM patients who were underwent surgery/biopsy followed by definitive chemo-radiotherapy (CRT) and accessibility of a certain cut-off worth for NLR
METHODS: This study was a hospital-based retrospective observational case-series study. This study was designed to identify 144 GBM patients with full pretreatment and treatment records that underwent surgery/biopsy followed by CRT from January 2007 to December 2011 in our clinics. Age, symptoms, laboratory results and treatment modalities of patients were recorded.
RESULTS: The median follow-up time for the whole population was 15.1 (range1.8-49.9) months, with 95 patients (84.8%) being death at the time of this analysis. NLR cut-off values of 4.3 (AUC: 78.4;95% CI: 64.8-92)for overall- (OS) and 4.1 (AUC: 72.7; 95% CI: 61-84.1)forlocal recurrence-free survival (LRFS) were identified, respectively, by using receiver operating curve analysis. Low NLR was associated with significantly longermedian OS(23.2 vs. 12.7 months p=0.001), and LRFS (13.9vs 9.6 months; p<0.001) as well as longer median both of which retained its independent significant associationwith survival outcomes in the multivariate analysis (p<0.001 for each).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion, pre-treatment Low-NLR values associate with significantly longer OS and LRFS than those presenting with high-NLR. These findings suggest a novel strong and independent prognostic value for baseline NLR which is cheap, reproducible and easy to measure in routine clinical practice.ce.

6.
Glioblastomda Kurtarma Tedavi Seçenekleri: Erken Nükslerde Re-operasyon Katkı Sağlar mı?
Salvage Treatment Options for Glioblastoma: Is Re-operation Beneficial in Early Recurrence?
Halil Cumhur Yıldırım, Emine Sedef Akovalı, Meltem Dağdelen, Rahsan Kemerdere, Cihan Isler, Atakan Demir, Taner Tanriverdi, Ali Metin Kafadar, Mustafa Uzan, Ömer Uzel
doi: 10.5505/aot.2021.55707  Sayfalar 308 - 317
GİRİŞ ve AMAÇ: Glioblastom, kötü seyirli, erişkinlerde en sık görülen primer beyin tümörüdür. Standart tedavi sonrası hastaların hemen hepsinde progresyon gelişmektedir. Progresyonda re-operasyon, sistemik tedaviler ve re-irradyasyon uygulanabilmektedir. Erken progrese olanların prognozu geç progrese olanlara göre daha kötüdür. Bu çalışmada progresyon zamanına göre kurtarma tedavi seçeneklerinin irdelenmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Temmuz 2011-Mart 2016 arasında tedavi edilmiş 73 nüks glioblastom tanılı hasta restospektif olarak değerlendirildi. Standart tedavi programı tamamlanmadan önce (≤9 ay) progrese olanlar ‘ERKEN’, tamamlandıktan sonra (>9 ay) progrese olanlar ‘GEǒ progresyon olarak tanımlandı. Her iki grup için kurtarma tedaviler irdelendi. Sağkalım analizleri için Kaplan-meier metodu kullanıldı. Tek değişkenli analizlerde log rank, çok değişkenli analizde cox-regresyon testi kullanıldı.
BULGULAR: İlk tanıdan itibaren genel sağkalım 20 ay (%95 CI 17.0-22.9), 2 yıllık genel sağkalım %32.9 olarak bulundu. Medyan progresyon zamanı 10 (1-42) aydı. Progresyon sonrası genel sağkalım 8 ay (%95 CI 6.2-9.8) olarak saptandı. Çok değişkenli analizde, 9 aydan erken progresyon (p<0.001) ve destek tedavi (p<0.001) sağkalımı negatif yönde etkileyen faktörler olarak bulundu. Geç progresyonda cerrahinin, sistemik tedaviden (medyan 27’ye karşı 10 ay, p: 0.005) ve destek tedavisinden (medyan 27’ye karşı 3 ay, p<0.001) daha iyi sağkalım sağladığı gözlendi. Erken progresyonda ise re-operasyon ve destek tedavisi arasında fark saptanmadı (medyan 3’e karşı 1 ay, p: 0.143).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Glioblastomda standart tedaviler sonrası progresyon kaçınılmazdır. Progresyon sonrası sağkalım 1 yıldan kısadır ve kurtarma tedavi seçenekleri için uygun hasta seçimi önemlidir. Erken progresyon gösteren hastaların sağkalımı düşüktür ve re-operasyon bu hastalar için uygun olmayabilir.
INTRODUCTION: We aimed to investigate salvage treatment options for glioblastoma and to explore the role of surgery in early progression.
METHODS: The study was designed as a retrospective review of 73 recurrent glioblastoma patients treated between July 2011 and March 2016. Patients were divided into two groups according to time of progression and re-treatments were analyzed for each. Early and late progressions were defined as progression before and after completion of the standard treatment package (≤9 months versus >9 months). Survival analysis were made with Kaplan-Meier method. Survival time comparisons between groups were made with Log-Rank test. Effect of variables on survival times were evaluated with Cox-Regression Analysis.
RESULTS: Median overall survival time from the first diagnosis was 20 months (95% CI 17.0-22.9) and 2-year survival rate was 32.9%. Median time to progression was 10 (1-42) months. Median post progression survival (PPS) time was 8 months (95% CI 6.2-9.8). In multivariable analysis, we found early progression (9 months or less, p<0.001) and the use of supportive care after progression (p<0.001) as negative prognostic factors for PPS. In late progression, re-operation provided higher rates of PPS than systemic therapy (median 27 vs 10 months, p: 0.005) and supportive care (median 27 vs 3 months, p<0.001). However, no significant difference was found between reoperation and supportive care in case of early progression (median 3 vs 1 months, p: 0.143).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Progression is inevitable after standard treatment of glioblastoma. Survival after relapse is considered to be shorter than a year and appropriate patient selection is crucial when deciding on re-treatments. Survival rates of patients with progression earlier than 9 months are lower, and reoperation may not be an ideal option for this group.

7.
COVID-19 Pandemisi Sürecinin Baş Boyun Kanserleri Pratiğine Etkisi – Üçüncü Basamak Sağlık Merkezi Deneyimi
The Impact of the COVID-19 Pandemic on Head and Neck Cancer Practice - Tertiary Health Care Center Experience
Arzubetül Duran, Ayca Ant, Tuncay Tunçcan, Caner Kılıç, Elif Akyol Şen, Burcu Vural, Samet Özlügedik
doi: 10.5505/aot.2021.46762  Sayfalar 318 - 327
GİRİŞ ve AMAÇ: Koronavirüs hastalığı - 2019 (COVID-19), sağlık hizmetinin diğer alanlarında olduğu gibi, baş ve boyun onkolojisi hizmetlerinin uygulama düzenlerini değiştirmiştir. Bu çalışma, COVID-19'un, onkolojide özelleşmiş üçüncü basamak bir akademik sağlık kurumunun Kulak Burun Boğaz, Baş Ve Boyun Cerrahisi Bölümü hizmetleri üzerindeki etkisini açıklamayı amaçlamaktadır. Çalışmamız, pandemi sürecinde onkolojik olgulara hizmet veren üçüncü basamak bir sağlık kurumunun Kulak Burun Boğaz bölümünde yürütülen tek merkezli tanımlayıcı bir çalışmadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastane bilgi yönetim sisteminden 2019 ve 2020 yıllarının 1 Mart - 15 Mayıs tarihleri arasında 18 yaşından büyük olguların poliklinik başvurusu, hastaneye yatış ve kulak burun boğaz ameliyatları sayıları ile yatış ve ameliyat endikasyonlarına ilişkin veriler elde edildi. Baş ve boyun bölgesi onkolojik cerrahisi planlanan asemptomatik preoperatif hastaların COVID-19 test sonuçlarına ilişkin veriler aynı sistemden elde edildi.
BULGULAR: 2020'de poliklinik başvurularının toplam sayısında 2019'a göre azalma saptandı. (16814'e 7108, % 57,7). Toplam hastaneye yatış sayısı (278'e 129, p <0,001) ve toplam ameliyat sayısındaki (231'e 111, p <0,001) azalmaya rağmen, baş ve boyun kanserleri nedeniyle olan ameliyat ve hastaneye yatış sayıları arttı. Asemptomatik hastaların ameliyat öncesi 88 COVID-19 testinden biri pozitifti. Bölüm personelinden enfekte olan kişi olmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: 2020 döneminde hasta sayısında azalma olmakla birlikte baş ve boyun onkolojisine yönelik olarak uygulanan işlemlerin niteliksel özelliklerinde artış olması, sağlık profesyonellerinin pandemi hizmetleri için çalışmadığı durumlarda dahi karşı karşıya olduğu zorluk / risklerde artışa neden olmaktadır.
INTRODUCTION: Coronavirus disease 2019 (COVID-19) has changed practice patterns of head and neck oncology services, as well as other service areas of health care. This study aims to describe the impact of COVID-19 on the services of the division of otorhinolaryngology, head and neck surgery at an academic tertiary referral hospital specialized in oncology. This is a single-center descriptive study conducted within the otorhinolaryngology department of a tertiary health care institution, which mainly provided service to oncological cases during the pandemic.
METHODS: Data of cases over 18 years old on the numbers of outpatient visits, hospitalizations, otorhinolaryngological surgeries, and indications were obtained from March 1 to May 15 for 2019 and 2020 from hospital information management system. Data on preoperative test results of asymptomatic patients for COVID-19, going through for head and neck oncological surgeries were obtained from the same system.
RESULTS: There is a decrease in the total number of outpatient visits in 2020 compared to 2019. (16814 vs. 7108, 57.7%). The numbers of hospitalizations and surgeries related to head and neck malignancies were increased despite the decrease in the total number of hospitalizations (278 vs. 129, p <0.001) and in the total number of surgeries (231 vs. 111, p < 0.001). One of the 88 preoperative COVID-19 tests of asymptomatic patients was positive. No member of the staff got infected.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although there is a decrease in the number of patients in the 2020 period, the increase in the qualitative characteristics of the head and neck oncological procedures performed causes an increase in the difficulties / risks that health professionals face even though they do not work for pandemic services.

8.
Kolon Kanseri Hastalarında Lenf Nodu Durumunu Görüntülemede Preoperatif Bilgisayarlı Tomografinin Doğruluğu
Accuracy of Preoperative Computed Tomography for Lymph Node Status Screening in Colon Cancer
Mustafa Taner Bostancı, Ibrahim Yilmaz, Yeliz Akturk, Aysun Gökçe, Mehmet Saydam, Işıl Esen Bostancı
doi: 10.5505/aot.2021.37790  Sayfalar 328 - 334
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda kolon kanseri tanılı hastalarda radyolojik ve histopatolojik lenf nodu evresini kıyaslayarak preoperatif bilgisayarlı tomografi (BT) ile taramanın lenf nodu durumunu belirlemedeki değerini belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2014 ve Aralık 2018 tarihleri arasında kolon kanseri tanısı almış olan hastaların preoperatif BT taramaları alanında deneyimli bir radyolog tarafından geriye dönük olarak incelendi. Görüntülerde bölgesel lenf nodu yayılımının göstergesi olarak 1cm’den büyük lenf nodu, ≥3 kümelenmiş lenf nodları veya her ikisinin de mevcut olması kabul edilmiştir. Sonuçlar histopatolojik lenf nodu evresi ile kıyaslandı. Ardından, pozitif prediktif değer (PPD), negatif prediktif değer (NPD), sensitivite, spesifisite ve doğruluk değerleri hesaplandı.
BULGULAR: Çalışmamıza 184 hasta dahil olmuştur. Bölgesel lenf nodu metastazının tespitinde tespit edilen PPD, NPD, sensitivite, spesifisite ve doğruluk değerleri sırasıyla %65.6, %75, %58.3, %80.3 ve %71.7% idi. Acil ve tümör yerleşimi gibi altgruplarda BT ile lenf nodunun değerlendirilmesinde ise BT’nin orta düzey sensitivite, spesifisite ve doğruluğa sahip olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız daha önceden yapılmış olan çalışmalara göre nispeten daha çok hasta içermesi ve daha homojen yapıda olmasına rağmen, kolon kanseri hastalarının preoperatif BT ile lenf nodu durumunu değerlendirilmesinde tatmin edici sonuçlara ulaşılamamıştır. BT görüntülemedeki lenf nodunu görünümüne göre tedaviye yön vermede tanısal doğruluğu arttıracak ince aksiyal kesitler ve üç-boyutlu rekonstruksiyon yöntemleri gibi güçlü gelişmelere gereksinim vardır.
INTRODUCTION: Our aim is to determine the value of a pre-operative Computed Tomography (CT) scan for the assessment of lymph node status in patients diagnosed with colon cancer by comparing between radiological N-stage and histopathological N-stage.
METHODS: After approving by local ethics committee, an experinced radiologist reviewed all pre-operative CT scans of patients diagnosed with colon cancer retrospectively, between January 2014 and December 2018. The CT scans were examined for any signs of regional lymphatic spread which was defined as lymph nodes exceeding 1 cm, clusters of ≥3 lymph nodes or a combination of the two. The results were compared with the histopathological N-stage. The diffrences in comparison were eveluated statistically and positive predictive value (PPV), negative predictive value (NPV), sensitivity, specificity and accuracy were calculated.
RESULTS: We included 184 patients in our study. The statistical values of PPV, NPV, sensitivity, specificity, and accuracy of detecting regional lymph nodes metastases were 65.6%, 75%, 58.3%, 80.3% and 71.7%, respectively. The assessment of lymph node status with CT resulted in a moderate sensitivity, specificity and accuracy for both subgroups, defined as emergency and tumor localization subgroups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although our study group is relatively large and homogeneous compared to previous studies, the obtained results in the evaluation of patients with colon cancer with preoperative CT does not seem to be satisfactory. Before making the treatment decisions according to the appearance of lymph nodes in colon cancer patients on CT images, the diagnostic accuracy needs strong improvement, such as thinner axial slices and three-dimensional reconstruction methods.

9.
Malign Meme Lezyonlarının Saptanmasında Kan Akışı Özelliklerinin Prediktif Rolü: Prospektif Bir Çalışma
Predictive Role of Blood Flow Characteristics in the Detection of Malignant Breast Lesions: a Prospective Study
Ela Kaplan, Sabri Özdaş, Mehmet Şirik
doi: 10.5505/aot.2021.47135  Sayfalar 335 - 343
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı malign meme lezyonu olan hastaların lateral torasik arter (LTA) ve internal torasik arter (İTA) power doppler ultrason inceleme sonuçlarının prediktif özelliğini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, 2018-2020 yılları arasında ultrasonografi ve mamografi ile şüpheli lezyonları saptanan ve patolojik invaziv meme kanseri tanısı konan 47 hastanın üçüncü basamak bir hastanede dahil edildiği prospektif bir vaka kontrol çalışmasıdır. Aynı hastanın invaziv karsinom tanısı alan memede ve sağlıklı memede power doppler ultrasonografi ile LTA ve İTA ile değerlendirildi. Sağlıklı meme kontrol grubuydu.
BULGULAR: Tanısal istatistiksel testlerde; LTA Peak systolic flow (PSF) değeri için optimum cut-off değeri 19,6 cm/s, bu değerin duyarlılığı %81,3 ve özgüllüğü %95.8'dir. LTA resistive index (RI) değeri için optimal cut-off değeri 0.805, bu değerin duyarlılığı %91.7 ve özgüllüğü %95.8 idi. Karşı memede invaziv meme kanseri tespiti için ITA peak diastolic flow (PDF)' nın 8.35'in altındaki duyarlılığı %77,1, özgüllüğü %79,2'dir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bildiğimiz kadarıyla, bu çalışma dahili ITA ve LTA'nın akış modellerini birlikte inceleyen ilk yayındır. Bu çalışma, meme kanserini tespit etmek için kullanılabilecek, kolay erişilebilir, uygulanabilir, yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahip yeni kantitatif tanı testleri sunmaktadır.
INTRODUCTION: The aim of this study is to investigate the predictive feature of lateral thoracic artery (LTA) and internal thoracic artery (ITA) power doppler ultrasound examination results of patients with malignant breast lesions.
METHODS: This is a prospective case-control study in which 47 patients with suspicious lesions detected by ultrasonography and mammography and diagnosed with pathologically invasive breast carcinoma between 2018-2020 were included in a tertiary hospital. The breast with invasive carcinoma and the intact breast of the same patient were evaluated with LTA and ITA by power doppler ultrasonography. Healthy breast was the control group.
RESULTS: In the diagnostic statistical tests; the optimum cut-off value for LTA Peak systolic flow (PSF) value is 19.6 cm / s, sensitivity of this value is 81.3% and specificity is 95.8%. The optimal cut-off value for LTA resistive index (RI) value was 0.805, sensitivity of this value was 91.7% and specificity was 95.8%. For the detection of invasive breast carcinoma in the contralateral breast, the sensitivity of peak diastolic flow (PDF) below 8.35 is 77.1% and the specificity is 79.2%.
DISCUSSION AND CONCLUSION: To the best of our knowledge, this study is the first publication to examine the flow patterns of internal ITA and LTA together. This study presents new quantitative diagnostic tests that can be used to detect breast cancer, are easily accessible, applicable, and have high sensitivity and specificity.

10.
Ekstrapulmoner Malign Neoplazm Tanılı Yaşlı Hastaların PET/BT Görüntülerinde İnsidental Pulmoner Bulguların Sıklığı
Frequency of Incidental Pulmonary Findings Detected on PET/CT Images of Elderly Patients Diagnosed with Extrapulmonary Malignant Neoplasm
Sibel Göksel, Dilek Karadoğan
doi: 10.5505/aot.2021.30164  Sayfalar 344 - 351
GİRİŞ ve AMAÇ: 18F-fluorodeoksiglukoz (18F-FDG) pozitron emisyon tomografi-bilgisayarlı tomografide (PET/BT) malignite kuşkulu lezyonlara ilaveten, benign karakterdeki bulguların raporlanması da hasta yönetiminde önemlidir. Bazı pulmoner bulgular benign olsa bile hayati tehlike oluşturan ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu çalışmanın amacı, ekstrapulmoner malign neoplazm tanısı ile PET/BT çekilmiş olan yaşlı hastalarda benign yada malign pulmoner bulguların sıklığını araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Üçüncü basamak sağlık kuruluşu nükleer tıp bölümüne Kasım 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında başvuran 65 yaş ve üzeri hastalar retrospektif değerlendirildi. Demografik verileri, klinik bilgileri ve PET/BT görüntüleri hastane kayıtlarından elde edildi. Bulgular SPSS 22 kullanılarak analiz edildi.
BULGULAR: Toplam 112 hasta (yaş ortalaması 72.8±7.0; %58.9’ u kadın olan) çalışmaya dahil edildi. Hastaların %38.4’ ü aktif, %39.2’ si pasif sigara içicisiydi. En sık PET/BT çekimi endikasyonu, tedavi sonrası yanıt değerlendirme (%42.9) ve evreleme (%35.7) idi. Tanıların çoğunluğunu gastrointestinal sistem (%26.8), meme (%26.8) ve ürogenital sistem (%17) maligniteleri oluşturmaktaydı. Hastaların çoğunda toraks kesitlerinde benign yada malign pulmoner bulgulara rastlanırken, sadece 24 hastada (%21.4) hiçbir anormal pulmoner bulgu izlenmedi. En sık saptanan bulgular; amfizem (%39.3), metastatik nodül (%27.7), bronş duvarı kalsifikasyonu (%14.3) ve hava hapsi/kisti (%9.8) idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, ekstrapulmoner malign neoplazm tanısı ile PET/BT çekilen yaşlı hastaların %78.6’ sında en az bir anormal pulmoner bulgunun olduğunu gösterdi. Bu bulguların çoğu iyi huylu olmakla birlikte, bunların raporlanması malignitesi olan hastaların yönetimi ve klinik gidişatında önemlidir.
INTRODUCTION: Reporting thorax imaging findings on 18F-fluorodeoxyglucose (18F-FDG) positron emission tomography/computed tomography (PET/CT) is important for patient management. Even if some pulmonary findings are benign, they can have serious life-threatening consequences. This study aimed to investigate the frequency of benign or malignant pulmonary findings, which were simultaneously detected in PET/CT scans, of elderly patients with extrapulmonary malignant neoplasms.
METHODS: Patients aged ≥65 years, applying to nuclear medicine department of a tertiary level health unit between November 2017 and April 2018 were retrospectively evaluated. Demographic and clinical information and PET/CT scans were obtained from their previous hospital records. Data obtained were analyzed using the SPSS version 22.
RESULTS: A total of 112 patients (mean age, 72.8 ± 7.0; females, 58.9%) were included in the study. In total, 38.4% of the patients had a smoking history, and 39.2% were exposed to second-hand smoke. The most common indications for PET/CT imaging were post-treatment evaluation (42.9%) and staging (35.7%). Predominantly diagnosed malignancies were cancers of the gastrointestinal system (26.8%), breast (26.8%), and urogenital system (17%). While most patients had benign or malign pulmonary findings in thoracic images, no abnormal pulmonary findings were observed in only 24 patients (21.4%). The most common findings were emphysema (39.3%), metastatic nodules (27.7%), bronchial wall calcifications (14.3%), and air trapping/cysts (9.8%).
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study revealed that 78.6% of elderly patients with extrapulmonary malignant neoplasms undergoing PET/CT scans had at least one pathologic lung finding. Although most of these findings are benign, reporting of them is important in the management and clinical outcomes of patients with malignancy.

11.
Hodgkin Lenfoma Hastalarında Kemik İliği Tutulumunu Değerlendirmede FDG-PET/BT’nin Prediktif Değeri: Tek Merkez Deneyimi
The Predictive Value of FDG-PET / CT in Assessing Bone Marrow Involvement in Hodgkin Lymphoma Patients; A Single Center ExperiencIe
Merih Reis Aras, Murat Albayrak, Abdulkerim Yıldız, Senem Maral, Hacer Berna Afacan Öztürk, Pınar Akyol, Mesut Tiglioglu, Buğra Sağlam, Fatma Yılmaz
doi: 10.5505/aot.2021.08941  Sayfalar 352 - 357
GİRİŞ ve AMAÇ: Hodgkin Lenfoma hastalarında tanı anında evrelemede kullanılan PET/BT tetkikinin kemik iliği tutulumunu belirlemedeki yerini saptamak
YÖNTEM ve GEREÇLER: Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji kliniğinde 2009-2019 yılları arasında takip edilen Hodgkin lenfoma tanılı hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Bu hastalar arasında tanı anında hem kemik iliği biyopsisi yapılan, hem de PET/BT çekilen toplam 46 hasta çalışmaya dahil edildi.
BULGULAR: Toplam 46 hastanın yaş ortalaması 40,0 [19,0-80,0] idi. Hastaların kemik iliği tutulum durumları incelendiğinde kemik iliği biyopsisinde 3 hastada tutulum saptanırken, tanı anında yapılan PET/BT'de 14 hastada tutulum olduğu görülmüştür. PET/BT sonuçlarının kemik iliği biyopsi sonuçlarına göre değerlendirildiğinde duyarlılığının % 100 (3/3), özgüllüğünün ise % 74,4 (32/43) olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hodgkin lenfoma hastalarında kemik iliği tutulumunu saptamada non invaziv bir test olan PET/BT'nin duyarlılığı çok yüksektir. Ancak özgüllüğünün düşük olması sebebi ile yanlış pozitif hasta evrelemesine sebep olabileceğinden şüphe halinde invaziv de olsa kemik iliği biyopsisi yapılması daha uygun olacaktır.
INTRODUCTION: This study was conducted to determine the predictive value of positron emission tomography (PET/CT) used in staging Hodgkin Lymphoma (HL) at the time of diagnosis in determining bone marrow (BM) involvement.
METHODS: The patients diagnosed with Hodgkin lymphoma in our hematology department between 2009-2019 were analyzed retrospectively. The study included a total of 46 patients who underwent both BM biopsy and PET / CT for staging at the time of diagnosis.
RESULTS: The mean age of the 46 patients was 40.0 years [19.0-80.0]. BM involvement was determined in 3 patients from BM biopsy and in 14 patients from PET / CT performed at the time of diagnosis. When PET / CT results were analyzed according to BM biopsy results, it was found that the sensitivity was 100% (3/3) and the specificity was 74.4% (32/43).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The sensitivity of PET / CT is very high in detecting BM involvement in HL patients, and is a non-invasive test. However, in doubtful cases it may be more appropriate to perform a BM biopsy, even though it is invasive, as PET/CT may cause false positive patient staging due to its low specificity.

12.
Malign Mezotelyomada Potansiyel Yeni Prognostik Faktörler: Sistemik İnflamatuar İndeksler (SII) ve Albümin-Globulin Oranı (AGO)
Potential Novel Prognostic Factors in Malign Mesothelioma: Systemic Inflammatory Indices (SII) & Albumin-to-Globulin Ratio (AGR)
Serdar Karakaya, İbrahim Karadağ, Mutlu Dogan, Necati Alkış
doi: 10.5505/aot.2021.58815  Sayfalar 358 - 366
GİRİŞ ve AMAÇ: Malign mezotelyoma (MM) sıklıkla ileri evrede tanı alan kötü prognozlu nadir bir hastalıktır. Sistemik inflamatuar indeksler (SII) kanserde prognostik değerlere sahip olabilir. Albümin, negatif bir akut faz reaktanıdır. Sunulan çalışmada MM takibinde SII ve albüminin globulin oranının (AGO) prognostik önemini değerlendirdik
YÖNTEM ve GEREÇLER: Merkezimizde dahil edilme kriterlerini karşılayan 56 MM hastası çalışmaya dahil edildi. 18 yaş üstü, patolojik olarak doğrulanmış malign plevral ve peritoneal mezotelyoma olan sekonder malignitesi olmayan hastalar çalışmaya dahil edildi. Tanı anında SII ve AGR laboratuvar parametreleri veri tabanından retrospektif oalrak kaydedildi.Bu parametreleri etkileyebilecek aktif enfeksiyonu olanlar, steroid kullanım öyküsü olanlar çalışma dışı bırakıldı.
BULGULAR: Medyan takip süresi 13,5 aydı. Hastaların çoğunluğu (%58.9) kadındı. Medyan genel sağkalım (OS) 13 aydı. Median OS, plevral mezotelyoma grubunda 16 ay ve peritoneal mezotelyoma grubunda 9 aydı (p=0.982). OS, trombosit sayısı, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) ve trombosit/lenfosit oranı (PLR) ile negatif korelasyon gösterdi (p1= 0,015, p2=0,009 p3=0,004;sırasıyla).Öte yandan OS, lenfosit sayısı, albümin ve AGR ile pozitif korelasyon gösterdi (sırasıyla p1=0,032, p2<0,001, p3=0,004;). Ortalama OS, albümin düzeyi yüksek (>3,5 g/dL) hastalarda 22 ay iken, albümin düzeyi düşük olanlarda ( ≤3,5 g/dL) sırasıyla 9 aydı (p=0,03). Çok değişkenli Cox regresyon analizinde trombosit sayısı, lenfosit sayısı, NLR, PLR, albümin ve AGR, OS için bağımsız prognostik faktörler olarak belirlendi (p1<0,001, p2=0,001, p3=0,026, p4<0,001, p5=0,03, p6= 0.008; sırasıyla)
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada albümin, AGO, NLR, PLR, trombosit ve lenfosit sayılarının MM'de OS için bağımsız prognostik faktörler olduğu gösterilmiştir.
INTRODUCTION: Malignant mesothelioma (MM) is rare with poor prognosis and often diagnosed at advanced stage. Systemic inflammatory indices (SII) may have prognostic value in cancer. Albumin is a negative acute phase reactant. We evaluated the prognostic significance of SII and albumin to globulin ratio (AGR) in MM followed-up at a single institute
METHODS: Fifty-six MM patients who met the inclusion criteria at our oncology cenrter were included in the study. Patients aged over 18 years with pathologically confirmed malignant pleural and peritoneal mesothelioma and no secondary malignancy followed up at our center were included in the study. Laboratory parameters for estimation of SII and AGR at diagnosis were obtained from database. Those with active infection, which might affect these parameters, those with a medical history of steroid use were excluded from the study.
RESULTS: Median follow-up was 13.5 months. Most of the patients were female (58.9%). Median overall survival (OS) was 13 months. Median OS was 16 months in the pleural mesothelioma group and 9 months in the peritoneal mesothelioma group (p=0.982).OS was negatively correlated with platelet count, neutrophil to lymphocyte ratio (NLR) and platelet to lymphocyte ratio (PLR) (p1=0.015, p2=0.009 p3=0.004;respectively).On the other hand, OS was positively correlated with lymphocyte count, albumin and AGR (p1=0.032, p2<0.001, p3=0.004; respectively). Median OS was 22 months in patients with higher albumin level ( >3.5 g/dL) while it was 9 months in others with lower albumin level ( ≤3.5 g/dL), respectively (p=0.03). In multivariate Cox regression analysis, platelet count, lymphocyte count, NLR, PLR, albumin and AGR were determined as independent prognostic factors for OS (p1<0.001, p2=0.001, p3=0.026, p4<0.001, p5=0.03, p6=0.008;respectively)
DISCUSSION AND CONCLUSION: It has been demonstrated that albumin, AGR, NLR, PLR, platelet and lymphocyte counts are independent prognostic factors for OS in MM.

OLGU SUNUMU
13.
İnfundibular Kraniofaringiomanın MR Görüntüleme Bulguları: İki Olgu Sunumu
MRI Findings of Infundibular Craniopharyngioma: Two Case Reports
Özkan Ünal, Salih Çırak, Ercan Bal
doi: 10.5505/aot.2021.83788  Sayfalar 367 - 371
Primer infundibular kraniofarenjiyoma, konumu nedeniyle nispeten nadir görülen ve genellikle geç tanı alan bir hastalıktır. Farklı zamanlarda norolojik muayenelerinde bitemporal hemianopsi tespit edilen iki hasta MRG incelemesi için radyoloji kliniğine refere edildi. Her iki hastada da MRG ile infindubüler yerleşimli lezyonlar tespit edildi ve kraniofaranjiyom birincil tanı olarak düşünüldü. Her iki kitle de ameliyat edildi ve kraniofaranjiyom tanısı patolojik olarak doğrulandı.
Primary infundibular craniopharyngioma is a relatively unusual disease due to its location, which usually results in late diagnosis. Two female patients are referred to the radiology clinic because of bitemporal hemianopsia detected in visual assessment at different times.
Infindubular lesions were detected with MRI both patients and craniopharangioma was considered as the primary diagnosis. Both masses are operated and the diagnosis of craniopharangioma is proven pathologically.

LookUs & Online Makale