ISSN 0304-596X | E-ISSN: 2148-7669
ACTA ONCOLOGICA TURCICA - Acta Oncol Tur.: 44 (1)
Cilt: 44  Sayı: 1 - 2011
1.
Evaluation of Treatment Results of Patients Treated with Splenectomy due to Hematological Cancer
Hematolojik Kanserlerde Splenektomi Uygulanan Hastaların Tedavi Sonuçlarının Değerlendirilmesi
Kerim Bora Yılmaz, Lütfi Doğan, Melih Akıncı, Meltem Yüksel, Can Atalay, Cihangir Özaaslan
Sayfalar 1 - 6
Amaç: Hematolojik hastalıklar, travma sonrası splenektomi geçiren hastalarda en sık görülen endikasyondur. Bu çalışmada, hematolojik malignite nedeniyle splenektomi yapılan hastaların tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Hastalar ve Yöntem: 1998-2009 yılları arasında hematolojik malignite tanısıyla splenektomi yapılan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, cerrahi öncesi ve sonrası uygulanan medikal tedavileri, uygulanan cerrahi tedavi ve gelişen komplikasyonlar ve hastaların ameliyat sonrası dönemdeki trombosit yanıtları incelendi. Bulgular: Çalışmaya ortalama yaşı 50,7 (17-79) olan 17 erkek ve 13 kadın hasta alındı. Hastaların 10’unda (% 33,3) Hodgkin lenfoma, 12’sinde (% 40) Non Hodgkin lenfoma, beşinde (% 16,6) Kronik Lenfositik Lösemi, iki (% 6,6) tanesinde MALT lenfoma ve bir (% 3,3) hastada ise Hairy Cell Lösemi tanısı mevcuttu. Yirmi hasta splenomegali ve komplikasyonları nedeni ile opere edilirken, beş hasta mide obstrüksiyon bulguları nedeni ile, üç hasta tanı amaçlı, bir hasta apse ve bir hasta kanama nedeni ile ameliyat edildi. Postoperatif komplikasyon olarak hastalardan 6’sında pnömoni görülürken iki hastada kanama, bir hastada apse ve bir hastada sepsis gözlendi. İki hasta postoperatif erken dönemde kaybedildi. Trombosit yanıtları takip edilen hastaların 19’u (% 63,3) tam yanıt, 8’i (% 26,7) parsiyel ve 3 (%10) tanesi ise yanıtsız olarak değerlendirildi. Sonuç: Splenektomi, hematolojik maligniteli hastalarda hipersplenizme bağlı sitopenilerin ve komplikasyonların geliştiği durumlarda ve tanı amaçlı güvenle uygulanabilen bir cerrahi girişimdir
Purpose: Hematological disorders are the most common indications for performing splenectomy after trauma in adults. The aim of this study is to investigate the treatment outcomes of splenectomy in hematological malignancy patients who were operated between the years 1998 and 2009. Patients and Methods: We analyzed the patients’ clinical characteristics, type of surgical treatment, preoperative and postoperative medical treatments, complications and thrombocyte responses, retrospectively. Results: Seventeen male and 13 female patients, with a mean age of 50.7 (17-79), underwent splenectomy due to following indications: Hodgkin lymphoma (n=10), Non Hodgkin lymphoma (n=12), Chronic Lymphocytic lymphoma (n=5), MALT lymphoma (n=2) and Hairy Cell Leukemia (n=1). The indications for surgery was splenomegaly and its complications (n=20), gastric obstruction (n= 5), diagnosis splenic mass (n=3), major bleeding (n=1) and abscess (n=1). Complications related to surgery occurred in 10 patients: pneumonia (n=6), bleeding (n=2), abscess (n=1) and sepsis (n=1). Early 30-day mortality was observed in two cases. During the follow-up period, platelet value revealed response in 19 (63.3 %), partial response in 8 (26.7 %) and unresponsive in 3 (10 %) patients due to splenectomy. Conclusion: In conclusion; for hematological diseases, thrombocytopenia, massive splenomegaly and its complications, splenectomy is a safe method with acceptable complications rate and improves the patients’ survival outcomes.

2.
Cystic neoplasms of pancreas: Diagnosis and treatment options
Pankreasın kistik neoplazileri: Tanı ve tedavi alternatifleri.
Lütfi Doğan, Niyazi Karaman, Mutlu Doğan, Can Atalay, Bahadır Çetin, Cihangir Özaslan
Sayfalar 7 - 11
Amaç: Gelişen radyolojik görüntüleme yöntemleri ve abdominal bölgeye yapılan inceleme sayısının artması ile pankreas kistik neoplazileri daha çok tanınmaya başlamıştır. Hem müsinöz kist adenomlar hem de intraduktal papiller müsinöz neoplaziler değişik oranlarda malignite potansiyeli taşıyan lezyonlardır. Benign, premalign ve malign lezyonların tanınması tedaviye yön verir. Bu yazıda, 21 hastanın klinik verileri eşliğinde pankreas kistik neoplazilerinde tanı, tedavi ve takip uygulamaları ile bunların sonuçları tartışılmıştır. Hastalar ve Yöntem: Kliniğimizde 2000-2008 yılları arasında histolojik ve/veya radyolojik olarak ‘pankreas kistik neoplazi’ tanısı alan 21 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, tümör özellikleri, klinik ve radyolojik bulguları, doku tanısı için uygulanan girişimler, ek malignite varlığı, takip ve tedavi şekilleri kaydedildi. Malign transformasyon ya da nüks gelişen hastalarda bunun zamanı, tümör tipi ve yerleşimi saptandı. Bulgular: Onu erkek, 11’i bayan olan hastaların, ortalama yaşı 55.6 (30-77) olarak saptandı. Primer lezyon 12 hastada pankreas başında, 5 hastada gövdede ve 4 hastada kuyrukta yerleşmişti. Ortalama kist boyutu 29,5 mm (10-60 mm) olarak saptandı. Altı hastada tanı başka sebeplerle yapılan tetkikler sırasında insidental olarak konulmuştu. Onyedi hastaya takip kararı verilirken, 4 hastaya tanıdan sonra rezeksiyon uygulanmıştı. Takip kararı alınan 17 hastanın ikisinde, ortalama 15,8 aylık süre içinde malignite geliştiği saptandı. Sonuç: Pankreasın kistik neoplazilerinin tedavisi konusunda literatürde görüş birliği yoktur. Bu hastaların tedavileri planlanırken, klinik ve radyolojik malignite kriterleri hasta bazında değerlendirilmeli ve cerrahi riskler de göz önünde tutularak karar verilmelidir. Radyolojik olarak şüphede kalınan ve yüksek cerrahi risk taşıyan hastalarda mevcut tanı yöntemlerinin kombine kullanımı ile tanı netleştirilmeye çalışılmalıdır. Cerrahi girişime karar verilen hastalarda total pankreatektomi en uygun seçim gibi görünmektedir.
Purpose: Cystic neoplasms of pancreas (CNP) are frequently diagnosed with improved radiological imaging. Mucinous cystadenomas and intraductal mucinous papillary neoplasms have malignancy potential. Our aim was to share our experience about the diagnosis, treatment and outcomes during follow-up of patients with CNP. Patients and Methods: Twenty-one patients with histological and/or radiological diagnosis of CNP between 2000-2008 were evaluated according to patient and tumor characteristics, diagnostic procedures, radiological and clinical findings, retrospectively. Malignant transformation and/or recurrence were also evaluated in accordance with tumor type and localization. Results: Male/female ratio was 0.9 (10/11). Mean age was 55.6 (range, 30-77). Head of pancreas was the most common site. Mean cyst size was 29,5 mm (range, 10-60 mm). Six patients were diagnosed incidentally during abdominal evaluations for other reasons. Median follow up was 15.8 months. Four patients had been operated and the others were followed-up. Two patients in follow-up group had malign transformation within 21 and 25 months. Conclusion: CNPs are most frequent in fifth decade and have no gender predominance. It is common in pancreatic head. Malign transformation is rare. Treatment should be indivudialized by taking into account clinical / radiological malignancy criteria and surgical risks. Total pancreatectomy might be an option in selected patients.

3.
Comparison of Clinical and Pathological Staging in Non-Small Cell Lung Cancer
Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserinde Klinik ve Patolojik Evrelemenin Karşılaştırılması
Kenan Can Ceylan, Ali Hızır Arpat, Şeyda Örs Kaya
Sayfalar 12 - 17
Amaç: Operasyon uygulanan küçük hücreli dışı akciğer kanserli (KHDAK) olgularda klinik ve patolojik evrelerin karşılaştırılarak klinik evreleme yöntemlerinin KHDAK evrelemesindeki etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Hastalar ve Yöntem: Ocak 2005 - Ocak 2009 tarihleri arasında opere edilen 365’i erkek 37’si kadın toplam 402 KHDAK tanılı olgu değerlendirildi. Neoadjuvan tedavi uygulanan, mediastinoskopide N2 veya N3 saptanan, lenf nodu örneklemesi veya sistematik lenf nodu diseksiyonu yapılmayanlar ile uzak metastazı olan olgular çalışma dışı bırakıldı. Non-invaziv evreleme toraks bilgisayarlı tomografi (BT) ve 103 olguya pozitron emisyon tomografisi (PET-BT) ile yapıldı. Mediastinoskopi 80 hastaya uygulandı. Operasyonda alınan tüm materyaller histopatolojik olarak incelenerek patolojik evreleme yapıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 61.36±9.71 idi. Erkeklerde en sık (%54.2) skuamöz hücreli karsinom, kadınlarda ise adenokarsinoma (%73) saptandı. BT’nin T faktöründe doğruluk oranı %70 olarak bulundu. En iyi uyum %79.2 ile T2’nin değerlendirilmesinde, en düşük uyum %31.8 ile T4’de bulundu. N faktöründe doğruluk oranı BT’nin %74, PET-BT’nin ise %89 idi. T,N faktörleri birlikte değerlendirildiğinde; klinik ve patolojik uyum en iyi evre Ib olgularında %61.3 iken tüm olguların klinik ve patolojik uyumu %54.4 bulundu. Sonuç: Noninvaziv ve invaziv yöntemler kullanılsa bile olguların ancak yarısı doğru evrelendirilmektedir. KHDAK olgular için en iyi evreleme operasyon bulguları ve mediastinal lenf bezi diseksiyonu ile olabilmektedir.
Purpose: The aim of this study is to compare the clinical and the pathological staging results and to evaluate the value of clinical staging methods. Patients and Methods: Between January 2005 and January 2009, a total of 402 patients (365 male, 37 female) were operated with non-small cell lung cancer (NSCLC), were evaluated. The patients who received neoadjuvant therapy, having N2 or N3 disease proven by mediastinoscopy or having distant metastatic disease, patients without lymph node dissection or sampling were excluded from the study. All patients underwent CT, and 103 patients underwent PET-CT. Mediastinoscopy was performed 80 patients. All the specimens were examined histopathologically and staging was done according to these results. Results: The mean age was 61.36 ± 9.71. The most common type was squamous cell carcinoma in males (%54.2) and adenocarcinoma in females ( %73). The accuracy of thorax CT was %70 in the staging of T factor. The highest complaince between clinically and pathological results was seen in the T2 factor (% 79.2) and the lowest was in T4 factor (% 31.8). The accuracy of thorax CT was 74%, accuracy of PET-CT was 89% in N factor. When T and N factors are evaluated together, the highest complaince between clinically and pathological results was in stage Ib (61.3%) where it was 54.4% in all the study population. Conclusion: By the usage of non-invasive and invasive methods, only 50% of the non-small cell lung cancer patients are staged correctly. For NSCLC the best staging is achieved by operative findings and mediastinal lymph node dissection.

4.
BENEFICIAL EFFECTS OF PROPOLIS ON METHOTREXATE-INDUCED LIVER INJURY IN RATS
Sıçanlarda Metotreksata Bağlı Karaciğer Hasarında Propolisin Olumlu Etkileri
Aysun Çetin, Leylagül Kaynar, Barış Eser, Canan Karadağ, Berkay Sarayman, Ahmet Öztürk, İsmail Koçyiğit, Sibel Kabukçu Hacıoğlu, Betül Çiçek, Sibel Silici
Sayfalar 18 - 23
Amaç: Yaygın olarak kullanılan sitotoksik bir ilaç olan metotreksatın kullanımı sıklıkla ciddi karaciğer hasarı nedeniyle kısıtlanmaktadır. Propolis antioksidan aktiviteleri bilinen polifenolik bileşiklerden zengin doğal bir arı ürünüdür. Bu çalışmada, sıçanlarda metotreksata (MTK) bağlı karaciğer hasarı üzerine propolisin koruyucu rolünü araştırdık. Yöntem: Wistar albino 48 erkek sıçan, eşit olarak dört gruba ayrılmıştır. MTK grubu 10 gün boyunca 100 mg/kg/gün plasebo distile su oral yolla ve tek doz 20 mg/kg MTK’ı 7. günde intraperitoneal almıştır. Propolis-MTK grubu 10 gün boyunca 100 mg/kg/gün propolis ve aynı doz MTK almıştır. Propolis grubu 10 gün boyunca 100 mg/kg/gün propolis ve MTK yerine 7. günde eşit hacim fizyolojik tuzlu su intraperitoneal almışlardır. Kontrol grubu 10 gün boyunca distile su ve 7. günde eşit hacim fizyolojik tuzlu su intraperitoneal almıştır. Karaciğer homojenat örneklerinde malondialdehit (MDA) konsantrasyonu, süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve katalaz (KAT) aktivite düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular: MTK karaciğer MDA düzeylerini artırmış ve SOD, GSH-Px ve KAT düzeylerini belirgin olarak azaltmıştır (p<0.001). Propolis eklenmesi, MTK alan sıçanların karaciğerinde MDA düzeyini azaltmış ve GSH-Px seviyelerini anlamlı olarak artırmıştır. SOD ve KAT seviyelerinde izlenen rakamsal iyileşme istatistiksel olarak anlamlı seviyelere ulaşmadı. (p>0.05). Sonuç: MTK’ın neden olduğu oksidatif stres propolis verilmesiyle azalmış ve bu etkinin büyük olasılıkla propolisin yapısındaki antioksidan bileşenlerden kaynaklandığı düşünülmüştür.
The efficacy of methotrexate (MTX), a widely used cytotoxic chemotherapeutic agent, is often limited by severe liver injury. Propolis is a natural bee product rich in polyphenolic compounds known for antioxidant activity. We investigated the protective role of propolis on MTX-induced liver injury in rats. Methods: Forty-eight Wistar Albino male rats were assigned equally into four groups: MTX group received placebo (distilled water) orally (for ten days) and a single dose of 20mg/kg MTX was administered intraperitoneally (on the seventh day). Propolis-MTX group received 100 mg/kg/day propolis extract orally (for ten days), and same dose MTX. Propolis group received 100 mg/kg/day propolis extract (for ten days), and equally volume physiological saline was administered intraperitoneally instead of MTX (on the seventh day). Control group received distilled water (for ten days), and also physiological saline was administered intraperitoneally (on the seventh day). Malondialdehyde (MDA) concentration, and superoxide dismutase (SOD), glutathione peroxidase (GSH-Px), and catalase (CAT) activity levels were determined in the homogenate of liver. Results: MTX increased liver MDA concentration and decreased the SOD, GSH-Px and CAT activity levels (p<0.001). The addition of propolis significantly decreased MDA concentrations and increased the GSH-Px levels in liver of the rats receiving MTX (p<0.001). There was numeric improvement SOD and CAT activity levels but it did not reach to the statistically significance (p>0.05). Conclusions: The MTX-induced oxidative stress was decreased by propolis, probably by its antioxidant components.

5.
Non-small cell lung cancer with isolated spinous process metastasis
İzole spinöz proses metastazı yapan non-small cell akciğer kanseri
Mehmet Basmacı, Aşkın Esen Hastürk
Sayfalar 24 - 28
Spinal tümörlerin en sık sebebi metastazdır. Sıklıkla akciğer, meme ve prostattan kaynaklanan tümörler spinal metastaza neden olmaktadır. İzole spinöz proses tutulumu ile seyreden metastazlar oldukça nadirdir. Endikasyonlu erken cerrahi girişim ve maksimum tümör rezeksiyonu hayat kalitesinin sağlanmasında en önemli noktadır. Yazımızda 60 yaşında akciğer kanserli erkek hastanın torakal bölgesinde ele gelen ve sadece spinöz prosesi tutan metastazı tartışıldı.
The most common cause of spinal tumors is metastasis. Mostly, tumors originating from the lungs, breasts and the prostate lead to tumoral spinal metastasis. Metastases that exhibit isolated spinous process involvement are quite rare. Indicated early surgical intervention and maximum tumor resection are the most effective ways of improving quality of life. In this case report, we present the case of metastasis palpable in the thoracic region of a 60-year-old male patient which only involves the spinous process.

6.
Ağrılı Büyük Frontal Osteoid Osteoma
Mehmet Basmacı, Aşkın Esen Hastürk
Sayfalar 29 - 31
Osteoid osteoma is a benign tumor that usually involves the cortex of the long bones, the vertebrae and, occasionally, the cranial bones. Osteoid osteoma is a lesion mostly occurring in young males, characterized by a nidus, a radiolucent nodule with a diameter less than 2 cm, and a sclerotic region surrounding this nodule. Clinically, it is also characterized by a pain that wakes the sufferer at night, which is relieved upon the administration of aspirin. In this case report, we present a case of osteoma in the frontal region of a 56-year-old female patient

7.
A Colon Cancer Patient of a Vena Cava Superior Syndrome Secondary to Catheter Related Thrombosis: A Case Report
Kolon Kanserli Hastada Santral Venöz Kateter ile İlişkili Tromboza Bağlı Vena Kava Süperior Sendromu
Yasemin Benderli Cihan, Halil Dönmez
Sayfalar 32 - 35
Santral venöz kateter (SVK) günümüzde önemli bir yere ve yaygın kullanım alanına sahiptir. SVK, kanser hastalarında uygulama kolaylığı nedeniyle destek tedavisinde ve kemoterapi uygulanmasında güvenilir bir venöz yol olarak kullanılmaktadır. Santral vene bağlı trombüs sık olarak görülmekle birlikte, trombüse bağlı vena kava süperior sendromuyla (VKSS) daha az karşılaşılmaktadır. Bu yazıda, sol subklaviyan vene port kateteri yerleştirilmesinden sonra tromboza bağlı semptomatik VKSS’na yol açan 49 yaşında kolon kanserli bir kadın hasta sunuldu. Sonuç olarak, SVK uygulanan hastalarda sık görülen trombozlar nadir olarak yaşamı tehdit eden VKSS şeklinde karşımıza çıkabileceğinden hastaların kateter bakımını düzenli yaptırması gerektirmektedir.
Central venous catheterization plays an important role in cancer patients. Central venous catheterization and port placement are essential practices for high dose chemotherapy applications or palliative therapy. Thrombosis is one of the most frequent complications of port catheter but vena cava superior syndrome secondary to related thrombosis has been reported as a very rare complication. We present a 49 years female patient with colon cancer who developed thrombosis causing vena cava superior syndrome after a left subclavian vein port catheter. In conclusion, we suggest that cancer patients with central venous catheter should be regularly followed up, because a life-treating complication such as vena cava superior syndrome may be seen.

8.
GÖĞÜS DUVARINA METASTAZ YAPAN VE CERRAHİ UYGULANAN RENAL PELVİS KARSİNOMA OLGUSU
Başak Bala Ustaalioğlu Öven, Recep Ustaalioğlu, Ahmet Bilici, Ilgaz Doğusoy, Nagehan Özdemir Barışık, Mahmut Gümüş
Sayfalar 36 - 41
…..

LookUs & Online Makale