ISSN 0304-596X | E-ISSN: 2148-7669
ACTA ONCOLOGICA TURCICA - Acta Oncol Tur.: 43 (1)
Cilt: 43  Sayı: 1 - 2010
1.
General Featuresof Pancreatic Cancer Patients and Survival Results
Pankreas Kanserli Hastalarımızın Genel Özellikleri ve Sağkalım Sonuçları
Vahide IŞIL UĞUR, Şakire Pınar KARA, Bülent KÜÇÜKPLAKÇI, Cem MISIRLIOĞLU, Aytül ÖZGEN, Taciser DEMİRKASIMOĞLU, Yeşim ELGİN, Ergun SANRI, Tijen YÖRÜKOĞLU, Nadi ÖZDAMAR, Yıldız YÜKSELEN GÜNEY
Sayfalar 1 - 7
Ankara Onkoloji Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğine 1 Ocak 2000-31 Temmuz 2009 tarihleri arasında başvuran 86 pankreas kanserli hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar; genel özellikleri ve sağkalım sonuçlan açısından incelendi. Hastaların medyan yaşı 57, Erkek/Kadın oranı 2.1/1 olarak bulundu. En sık rastlanan tümör histopatolojisi adenokarsinom idi. Kliniğimize en çok T3 ve T4 hastalar başvurmuştu. Tümör en çok pankreas başında lokalize idi. Seksen altı hastanın 41 ’i öpere, 45’i inopere idi. Elli sekiz hasta küratif amaçla ışınlanmıştı, palyatif olarak tedavi edilenlerin 7’sine pankreas bölgesine, 16’sına metastaz bölgesine radyoterapi uygulanmıştı. Tüm grupta 1, 2, 3 yıllık sağkalımlar sırasıyla %57, %31, %19 olarak bulundu. Pankreas kanserli hastaların sağkalım sonuçlarında eski çalışmalara göre bir miktar düzelme olmakla birlikte yine de yeni tedavi yaklaşımlarına gerek olduğu sonucuna ulaşıldı.
Eighty six patients with pancreatic cancer treated at Radiation Oncology Department of Ankara Oncology Hospital between January 2000-July 2009 retrospectively revievved. Median age of the patients were 57. Male/female was 2.1/1. Adenocarcinoma was the most common histology. Most of them were T3 or T4 tumors. Head of the pancreas was the most common site. Fourty one patients were operated, 45 patients were inoperable. Fifty eight of them were irradiated for curative purpose, 7 of them were locally irradiated for paliation, 16 of them were metastatic lesions irradiated for palliation. Overall 1, 2, 3 years survival rates were %57, %31, %19 respectively. İn conclusion, treatment results of pancreatic cancer is a little better then older series but stili it has poor prognosis and there is need for new treatment modalities.

2.
Thyroid Carcinoma in Retrosternal Goiter Cases
Retrosternal Guatr Olgularında Tiroid Kanseri
Kerim Bora YILMAZ, Lütfi DOĞAN, Melih AKINCI, Hüseyin ÇAKMAK, Niyazi KARAMAN, Cihangir ÖZASLAN, Can ATALAY, Hakan KULAÇOĞLU
Sayfalar 8 - 12
Tiroid kitlesinin %50’den büyük kısmının sternal çentiğin altında mediasten içinde olması retrosternal guatr olarak isimien-diriimektedir. Yöntem ve Gereçler: Bu çalışmada 2006-2008 yılları arasında tedavi edilen 15 retrosternal tiroidli hastanın klinik özellikleri, radyolojik özellikleri ve tedavi sonuçları retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Hastaların ortalama yaşları 48.2 (28-67) idi. Öksürük, nefes darlığı ve yutma güçlüğü gibi bası semptomları 12 (%80) hastada gözlenmekteydi. Üç (%20) hastada Pemberton bulgusu mevcut idi. Hastaların 6 (%40)’sında radyolojik değerlendirmede çevre doku basısı gözlenmekteydi. Beş (%33.3) hastada sternotominin, 2 (%13.3) hastada ise torakotominin klasik boyun keşişine eklenmesi gerekti. Üç (%20) hastaya boyun diseksiyonu uygulandı. Sternotomi yapılan grupta ortalama tiroid boyutları 9.1 cm (7.6-10) iken nodül boyutu 6.4 (3.1-9) cm olarak bulundu. Hastaların yalnızca bir tanesinde ameliyat öncesi ince iğne aspirasyon biyopsisi ile malignite tanısı konulmasına karşın ameliyat sonrasında dokuz hastada malignite tespit edildi. Sonuç: Retrosternal olgularda malignite sıklığındaki artış ve gelişebilecek bası semptomlarından korunmak için cerrahi planlanmalıdır. Stern
Retrosternal goiter is the existence of larger than 50% of the thyroid mass at mediastinum, under the sternal notch. Materials and Methods: İn this study clinical features, radiological features and treatment results of 15 patients with retrosternal thyroid between 2006 and 2008 were analyzed retrospectively. Results: The average age of the patients is 48.2 (28-67). Tvvelve (80%) patients were symptomatic at presentation, with choking, dyspnea and dysphagia. Three (%20) patients had Pemberton signs. At the radiological evaluation six (40%) patients had com-pression at the surrounding tissue. A classical cervical approach was used and five (%33) patients required sternotomy and two (%13.3) patients required thoracotomy. Three (20%) patients undement neck dissection. Average thyroid size was found to be 9.1 cm (7.6-10) and nodule size was found to be 6.4 (3.1-9) cm at the sternotomy group. İn only one of our patients preoperative fine-needle aspiration biopsy was diagnosed with a malignancy, yet in 9 patients malignancies were identified after the surgery. Conclusion: İn patients with retrosternal thyroid, surgery must be planned in order to prevent the increase in the frequency of malignancy and to avoid compression symptoms. Surgical procedures like sternotomy and thoracotomy are additional surgical procedures in appropriate cases without any increase in morbidity and they can be added safely to thyroidectomy.

3.
Is the Complete Blood Count Parameters Predict Prognosis Before Treatment in Metastatic Gastric Cancer Patients?
Metastatik Mide Kanserli Hastalarda Tedavi Öncesi Tam Kan Sayımı Parametreleri Prognozu Belirler mi?
Mehmet ALİUSTAOĞLU, Başak Bala USTAALİOĞLU ÖVEN, Ahmet BİLİCİ, Volkan KONYA, Murat GÜCÜN, Mesut ŞEKER, Mahmut GÜMÜŞ
Sayfalar 13 - 18
Gastrik kanser, kadın ve erkekte en sık ölüme neden olan kanserlerdendir. Hastaların 2/3 den fazlasına ileri evrede tanı konabilir. Metastatik mide kanserinin beş yıllık sağkalımı %7 civarındadır. Daha önceki çalışmalarda, beyaz küre, trombosit sayısı ve aralarındaki oranlar farklı kanser türlerinde prognostik gösterge olarak kullanılmıştır. Biz çalışmamızda beyaz küre, trombosit sayısı, trombosit/lenfosit oranı (TLO), nötrofil/lenfosit (NLO) oranı gibi hematolojik parametrelerin metastatik mide kanserinde yeri olup olmadığını değerlendirdik. Hastalar ve Yöntem: 2004-2008 yılları arasında tedavi ve takip edilen toplam 112 metastatik mide kanserli hastayı inceledik. Tedaviden önce ölçülen hematolojik parametreleri hasta kartlarından elde ettik. TLO ve LTO tedavi öncesi parametrelerden hesapladık. Parametrelerle sağkalım arasındaki ilişkiyi log-rank ve Kaplan-Meier analizleriyle değerlendirdik. Bulgular: Metastatik mide kanserli 112 hastanın iki yıllık sağkalım oranı ve ortalama sağkalım süresi ayrı ayrı %17 ve 12 aydı. Trombositoz, (> 300.000), TLO (> 160), lenfopeni (< 1500), NLO(> 2.56) kötü sağkalımı predikte etse de istatistiksel olarak anlamlılık saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda, metastatik mide kanserli sağkalım ve hematolojik parametreler arasında istatistiksel olarak anlamlı bağlantı bulamadık, ileride tedavi öncesi he
introduction: Gastric cancer is one of the leading cause of death both in men and women. More than two-thirds of the patients were diagnosed in advanced stage. Metastatic gastric cancer has a poor prognosis with a reiative 5-years-survivai rate of %7. İn the previous reports, hematological parameters including ieukocyte, thrombocyte counts and ratios between them had been used as prognostic indicators in several tumor types. The aim of the current study was to determine vvhether hematological parameters tike neutrophils, iymphocyte or thrombocyte counts and thrombocyte-iymphocyte ratio (TLR), neutrophii-iymphocyte ratio (NLR) before treatment might predict survival in metastatic gastric cancer. Patients and Methods: A total of 112 patients with metastatic gastric cancer treated and followed-up from 2004 to 2008 were anaiyzed. Hematological parameters measured before treatment were obtained from patients chart and evaluated retrospectively. NLR and TLR were calculated from pre-treatment complete blood counts. Correlation betvveen parameters and survival were made by using log-rank and Kaplan-Meier tests. Results: For 112 patients with metastatic gastric cancer, 2-years survival rate and median survival time were 17% and 12 months, respectively. Although thrombocytosis (> 300.000), TLR (> 160), lymphopenia (< 1500), NLR (> 2.56) had been found predict poor survival time, it was not shown statistically significant. Conclusion: İn present study we could not find any significant correlation between survival and hematological parameters in patients with metastatic gastric cancer, hovevver, further studies including larger sample size may be reçuired to clarify the prognostic value of pre-treatment peripheral blood counts.

4.
A Questionnaire Study Con the Etiology of Breast Cancer
Meme Kanseri Nedenlerine Yönelik Anket Çalışması
Mustafa ALTINBAŞ, Erdem AKBAL, Mustafa DİKİLİTAŞ, Arzu AKŞAHİN
Sayfalar 19 - 22
Herediter meme kanserinin nedeni bilinirken, sporadik olguların nedeni genellikle bilinmemektedir. Bizim tezimiz: “Yetersiz ve kalitesiz uyku, yeterince dinlenmeme ve belli aralıklarla tatil yapmama durumu insan immün sistemini etkileyerek kansere yol açabilir'’. Yaşam biçimi (uyku, dinlenme, gezi ve tatil), diğer faktörlerin yanında meme kanserinin nedeni olabilir. Bu çalışmada meme kanserli hastalar ile sağlıklı deneklerde yaşam biçimini aydınlatmak için Altınbaş Dinginlik Testini uyguladık. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 2005 yılında Erciyes Üniversitesi Medikal Onkoloji Bölümüne başvuran 83 meme kanseri ve 81 sağlıklı kadın alındı. Tüm hastalara Altınbaş Dinginlik Testi uygulandı. Bulgular: Soru 1: “Kaç saat uyuyorsunuz?" ve soru 3: “Sabah nasıl kalkarsınız?", soru 5: “Tatil ve gezi için düşünceniz nedir?" sorularına verilen yanıtlar açısından meme kanserli ve kontrol grubu arasında istatistiksel farklılık saptandı. Soru 2: “Hafta sonu daha fazla mı uyursunuz?” ve soru 4: "Uykunun ve dinlenmenin anlamı sizin için nedir?” sorularına verilen yanıtlarda ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Kanserli hastalar tedavilerin etkisiyle daha fazla uyku, dinlenme, gezi ve tatil ihtiyacını vurgulamışlardır. Meme kanserli hastalar tezimizi destekleyerek “uykunun insan hayatında önemsiz olduğunu" iddia etmişler ve hemen kalktıklarını söylemişlerdir. Bu anket yaşam biçiminin meme kanserine neden olabileceğine işaret etmektedir.
The etiology of hereditary breast cancer is well-known, vvhereas the cause in sporadic cases is mostly unknown. Our hypothesis is that, sleep disturbances or ineffective sleep, restlessness and the lack of holidays may cause malignancy by their effect on immune System. Life style (sleep, rest, journeys and holidays) can be a cause of breast cancer. İn this study we applied Altinbas-Calm Test (ACT) to both breast cancer cases and healthy Controls to assign the life style. Materials and Methods: 83 breast cancer cases and 81 healthy Controls, that referred to Erciyes University Medical Oncology Clinic in 2005, vvere included in this study. ACT vvere applied to ali cases. Results: Significant differences vvere detected for the ansvvers to Ouestions 1 (How much do you sleep?), 3 (How well do you get avvake ?) and 5 (What do you think about journey and holidays ?) in betvveen the breast cancer group and Controls. There waere no significant differences for the ansvvers to Ouestions 2 (Do you sleep more at vveekends?) and 4 (What does sleep and rest mean to you?) betvveen the tvvo groups. Conclusion: The patients suffering from cancer, do emphasize that they are in need of more sleep, rest, holiday and journey be-cause of the effect of the treatment. Breast cancer group in this study have claimed that sleep is of no importance in human life and that they get avvake early; supporting our hypothesis. This questionnaire points out that life style can be a cause of breast cancer.

5.
Our Experience in Near Total Laryngectomy
Near Total Larenjektomi Tecrübelerimiz
Bayram VEYSELLER, Fadlullah AKSOY, Yavuz Selim YILDIRIM, Orhan ÖZTURAN
Sayfalar 23 - 27
ileri larenks kanserlerinde near total larenjektomi uygulanan hastalarda fonksiyonel ve onkolojik sonuçlarının değerlendirilmesi. Hastalar ve Yöntem: Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniğinde Ocak 2001- Temmuz 2009 tarihleri arasında larenks kanseri tanısı ile near total larenjektomi uygulanan ve düzenli takipleri yapılan 43 hastanın dosyaları geriye dönük olarak incelendi. En genç hasta 37, en yaşlı ise 69 yaşında idi. Yaş ortalaması 54.7 olarak hesaplandı. Hastaların 41i erkek 2’si ise kadındı. Hastaların tümünde histopatolojik tanı yassı epitel hücreli kanserdi. Hastaların ameliyat öncesi direkt la-rengoskopik muayeneleri, bilgisayarlı tomografi ve/veya manyetik rezonans boyun görüntüleme tetkikleri ile değerlendirildi. Hastaların tümörleri T3, T4 supraglottik, glottik veya transglottik tutulumu olan patolojilerdi. Boyun diseksiyonu hastaların tümünde iki taraflı olarak yapıldı. Klinik pozitif boyunlu 13 hastaya radikal boyun diseksiyonu ve 73 fonksiyonel boyun diseksiyonu uygulandı. Postoperatif radyoterapi, ileri tümör evreleri nedeniyle hastaların tümüne uygulandı. Sağkalım oranları Kaplan-Meier yöntemi ile değerlendirildi. Bulgular: En sık komplikasyon %25.5 ile minör aspirasyon ve bunu %7 ile geç trakeotomi stenozu izliyordu. Sekiz hastada rejyo-nal rekürrens, üç hastada lokal rekürrens, dört hastada akciğer ve kemik uzak metastazı ve iki hastada metakron akciğer kanseri görüldü. Otuz sekiz hastada iyi bir ses elde edildi ve beş hastada ses sağlanamadı, iki yıllık sağkalım oranı %60.4, beş yıllık ise %55.5 olarak bulundu. Sonuç: Near total larenjektomi uygun yerleşimli ileri evre larengeal kanserli hastaların tedavisinde onkolojik olarak güvenli ve etkin bir girişimdir. Fonasyon hastaların çoğunda başarılabilir.
To evaluate the oncological and functional results of near total laryngectomy for advanced laryngeal cancer patients. Patients and Methods: A retrospective review vvas carried out from January 2001 through July 2009 in cases that undervvent near total laryngectomy vvith a diagnosis of advanced laryngeal carcinoma and follovved up adeçuately in the Ear, Nose and Throat Clinic of Haseki Training and Research Hospital. The age of the cases ranged betvveen 37 and 69 years (mean age 54.7) There vvere 41 male and tvvo female patients. Ali patients had been previously evaluated by computed tomography/magnetic resonance imaging and direct laryngoscopy. Near total laryngectomy vvas applied in patients vvith T3 and T4 supraglottic, glottic and transglot-tic lesions. Bilateral neck dissection vvere performed ali patients: 13 vvere radical neck dissections in patients vvith clinical positive neck, and 73 vvere functional neck dissection. Postoperative radiotherapy vvas applied ali patients because of advance tumour stages. Survial rates vvere evaluated vvith the Kaplan-Meier method. Results: The most common complications vvas minör aspiration (25.5%), follovved by late tracheostomy stenosis (7%). Eigth patients had regional reccurens; 3 patients had local recurrence, 4 patients had distant metastasis in the lung and bone, and 2 patient had metacronous lung carcinoma. Thirty-eight patients attained a good voice, and 5 patients did not achieved vocal ability. The tvvo years overall survival rate vvas 60.4%, five years survival rate 55.5%. Conclusion: Near total laryngectomy is an oncologically saf e and useful procedure in the treatment of selected vvith advanced laryngeal cancer patients. Voice preservation can be achieved in most patients.

6.
Adenomatoid Tumor of the Uterus: Report of a Rare Case VVhich Can Be Confused vvith Leiomyoma
Uterusun Adenomatoid Tümörü: Nadir Görülen ve Leiomyom ile Karışabilen Olgunun Sunumu
Ebru DEMİRALAY, Özlem IŞIKSAÇAN ÖZEN, Beyhan DEMİRHAN
Sayfalar 28 - 31
Adenomatoid tümörler uterusun nadir görülen benign tümörleridir. Klinik, radyolojik ve makroskobik olarak leiomyom ile karışırlar. Histopatolojik olarak hemotoksiien-eosin kesitlerde epitelyal tümörlerden ayrımı gerekebilir. İmmünhistokimyasal ve ultrast-rüktürel çalışmalar bu tümörün mezotelyal kökenli olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada leiomyom ön tanısı ile öpere edilmiş 48 yaşında bayan hastada uterus korpusunda saptanan adenomatoid tümör olgusu sunulmuştur, immünhistokimyasal olarak tümör hücreleri pansitokeratin ve mezotelyal antijen kalretinin ve HBME-1 ile kuvvetli pozitif boyandı. EM A, desmin, aktin, MOC-31, Ber-EP4, CD 15 ve CD 31 ile boyanma görülmedi. Bu sonuçlar olgunun adenomatoid tümör tanısını ve mezotelyal kökeni desteklemektedir.
Adenomatoid tumors are rarely seen in the uterus and are often clinically, radiologically and macroscopically misinterpreted as leiomyomas. Histologically distinction from epithelial tumors is needed in hematoxlin and eosin sections. The immunohisto-chemical and ultrastructural studies suggest that these neoplasms have a mesothelial origin. İn this study vve report a 48 year-old patient vvith an adenomatoid tumor in the uterin corpus who vvas operated vvith the preoperative diagnosis of leiomyoma. Immu-nohistochemically, the neoplastic cells vvere stained strongly positive vvith pancytokeratin and the mesothelial antigen calretinin and HBME-1. EMA, desmin, actin, MOC-31, Ber-EP4, CD 15 and CD 31 vvere consistently negative. The immunohistochemicai results support the diagnosis of adenomatoid tumor and thus, the mesothelial origin.

7.
Treatment Faiiure of Disseminated Trichosporon asahii infection vvith Voriconazole in a Patient vvith Acute Myeloid Leukemia
Yaygın Trichosporon asahii İnfeksiyonu Olan Akut Miyeloid Lösemili Bir Hastada Vorikonazol Tedavi Başarısızlığı
Fatih KURNAZ, Leylagül KAYNAR, Suat DOĞAN, Bülent ESER, Gökhan METAN
Sayfalar 32 - 35
Trichosporon asahii derin ve yaygın trikosporonozis infeksiyonun en önemli etkenlerinden biridir. Uzun süren nötropenide prognozu oldukça kötüdür. Bu olgu sunumunda 20 yaşında yaygın Trichosporon asahii infeksiyonu gelişen akut miyeloid lösemili bir hastada antifungal tedavi başarısızlığı bildirildi. Antifungal duyarlılığına göre vorikonazoi ve "vorikonazoi + lipozomal amfoterisin-B kombinasyon" tedavisi verilmesine rağmen hastada herhangi bir klinik düzelme izlenmedi. Antifungal tedavi altında hastada karaciğer ve dalakta lezyon tespit edildi. Kemik iliği değerlendirmesinde akut löseminin remisyonda olduğu görüldü. Bu olgu sunumunda yaygın Trichosporon asahii infeksiyonunda literatürün aksine vorikonazoi tedavisinin etkin olmayabileceği ve en iyi tedavi yönteminin halen net olmadığı sonucuna varıldı.
Infection vvith Trichosporon asahii is a majör cause of deep-seated and disseminated trichosporonosis, that have a very poor prognosis in patients vvith persistent neutropenia. We report a 20-year-oid girl vvith acute myeloid leukemia who developed disseminated Trichosporon asahii infection. Antifungal susceptibility vvas determined. No clinical improvement vvas seen despite the use of voriconazole and voriconazole plus liposomal amphotericin-B combination treatment, contrarity multiple hepatic and splenic lesions vvere seen under antifungal therapy. Bone marrow aspiration shovved that acute myeloid leukemia vvas on remission. İn this case it vvas concluded that voriconazole treatment may not be useful in the treatment of disseminated Trichosporon asahii infection and best treatment modaiity of Trichosporon asahii stili remains controversial.

8.
Causes of Brachial Plexopathy in Patients vvith Breast Carcinoma: Presentation of Four Cases
Meme Karsinomu Otan Hastalarda Brakial Pleksopati Nedenleri: Dört Olgunun Sunumu
Figen KOÇYİĞİT, Banu DİLEK, Abdülkadir BACAKOĞLU, Elif AKALIN
Sayfalar 36 - 41
Brakial pleksus üst ekstremitenin motor ve duysal innervasyonundan sorumlu majör nöral yapıdır. Brakial pleksopatilerin yarısından çoğu travmaya bağlı iken; travmaya bağlı olmayan pleksopatilerin %75’ini radyasyon pleksopatisi, primer veya metastatik akciğer kanseri ve metastatik meme karsinomu oluşturur. Meme karsinomunda tedaviyi takiben semptomatik brakial pleksopati sıklığı % 1.8-4.9 oranında bildirilmiştir. Bu yazıda meme karsinomu tanısı olan ve radyoterapiye bağlı brakial pleksopati, radyoterapiye sekonder ikinci primer tümör gelişimine bağlı brakial pleksopati ve meme karsinomunun aksiller metastazına bağlı brakial pleksopati gelişen dört olgu sunulmaktadır. Meme karsinomlu hastalarda farklı nedenlere bağlı gelişebilen brakial pleksopati; semptomları dirençli, progresif seyirli bir klinik tablodur. Semptomların tanınması, tanı konulduktan sonra da tedavinin multidisip-liner olarak düzenlenmesi, progresyonu yavaşlatabilir. Tedavi ağrı ve dizestezi gibi semptomları gidermeye yönelik düzenlenmeli ve seçilmiş olgularda rizotomi, kordotomi, eksploratif cerrahi gibi invaziv yöntemlerin de uygulanabileceği unutulmamalıdır.
Brachial plexus is the majör neurai structure responsible for the motor and neural innervation of upper extremity. More than half of brachial plexopathies develop after trauma. Radiation plexopathy, primary or metastatic lung cancer and metastatic breast carcinoma comprimise 75% of nontraumatic causes. Freçuency of symptomatic brachial plexopathy development follovving treatment of breast carcinoma is reported to be 1.8-4.9%. İn tis paper vve present radiation induced plexopathy, second axillary primary tumor induced plexopathy, metastatic plexopathy in four breast carcinoma patients. Brachial plexopathy can develop due to differ-ent mechanisms in breast carcinoma patients. Whatever the cause, the symptoms are resistant and Progressive. Multidisciplinary therapeutic approach may slow down progression. Treatment should aim to alleviate syptoms like pain and dysesthesia. Interven-tional treatment options like explorative surgery, rizotomy, cordotomy, can be applied in selected cases.

9.
A Case of Recurrent Breast Cancer Diagnosed vvith Isolated Ovarian Metastasis Under Anastrazole Therapy
Anastrazol Tedavisi Altında İzole Över Metastazı ile Saptanan Nüks Meme Kanseri Olgusu
Ahmet BİLİCİ, Mesut ŞEKER, Başak Bala USTAALİOĞLU ÖVEN, Tarık SALMAN, Taflan SALEPÇİ, Dilek YAVUZER, Mahmut GÜMÜŞ
Sayfalar 42 - 45
Över metastazı, en sık genital organlardan ardından sırayla gastrointestinal sistem ve meme karsinomundan gerçekleşir. Bu yazıda, meme kanseri nedeniyle adjuvan tedavilerini aldıktan sonra adjuvan anastrazol tedavisi altında takip edilirken, yedi yıl sonra izole över metastazı saptanan nüks meme kanseri olgusu sunuldu. Hasta sağ alt karın ağrısı ile başvurdu. Yapılan radyolojik incelemelerde uterus içerisinde miyoma uteri ile uyumlu kitle saptandı. Hastaya total abdominal histerektomi ve bilateral salpingooferektomi uygulandı. Histopatolojik incelemede sağ överde karsinom infiltrasyonu saptandı. Alınan dokuların immünhistokimyasal (İHK) incelemesinde, tümör hücrelerinde sitokeratin (CK) 7 ile ve gross cyctic disease fluid protein (GCDFP-15) ile yaygın ve kuvvetli pozitiflik saptandı. Morfolojik, İHK ve klinik bulgular eşliğinde hastaya invaziv duktal karsinomun över metastazı tanısı konuldu. Postoperatif dört kür kemoterapi uygulanan hasta 21. ayında halen hormonoterapi altında hastalıksız olarak izlenmektedir. Meme kanserli hastalarda överlerde ya da pelvisde kitle saptandığında, primer över kanseri olabileceği gibi meme kanserine bağlı över metastazı olabileceği de akılda tutulmalıdır.
Ovarian metastases originate from mostly genital organ, aftervvards gastrointestinal tract and breast carcinoma, respectively. İn this report, we present a case of recurrent breast cancer who vvas diagnosed vvith isolated ovarian metastases seven years after the diagnosis of breast cancer and had treated vvith adjuvant chemotherapy and vvere followed-up under anastrozole treatment. She vvas presented vvith abdominal pain at the right lovver side. Radiological examinations revealed a mass vvhich vvas similar to uterine leiomyoma in the uterus. A total hysterectomy vvith bilateral salpingo-oopherectomy vvas performed. Histopathologic examination of specimen revealed carcinoma infiltration of the right ovary. İn immunohistochemical staining the diffuse and strong positivity vvith cytokeratin (CK) 7 and gross cyctic disease fluid protein (GCDFP-15) vvere detected. The diagnosis of invasive ductal breast carcinoma to the right ovary vvas made by morphological, IHC and clinical findings. She vvas received four cycles chemotherapy, postoperatively. The patient vvas follovved-up vvithout relapse vvithin 21 months under hormonotherapy. İn patients vvith breast cancer, when a mass is detected in ovaries or pelvic region, not only primary ovarian cancer, but metastatic breast carcinoma to ovaries should be kept in mind.

LookUs & Online Makale